24 Ağustos 2007 Cuma

İnanılmaz Mimar Konuşması(The Matrix)

Architect: hello Neo.
Neo: Who are you?
Architect: I am the Architect. I created the Matrix I've been waiting for you.You have many questions, and though the process has altered your consciousness you remain irrevocably human ergo some of my answers you will understand, and some of them you will not. Concordantly, while your first question may be the most pertinent, you may or may not realize it is also the most irrelevant.
Neo: Why am I here?
Architect: Your life is the sum of a remainder of an unbalanced equation inherent to the programming of the matrix. You are the eventuality of an anomaly which despite my sincerest efforts I have been unable to eliminate from what is otherwise a harmony of mathematical precision. While it remains a burden asciduously avoided it is not unexpected, and thus not beyond a measure of control. Which has led you inexorably....here
Neo: You haven't answered my question.
Architect: Quite right. Interesting...that was quicker than the others.
(TV Neos: Others [how many others?] what others? answer my question!)
Architect: The matrix is older than you know. I prefer counting from the emergence of one integral anomaly to the emergence of the next, in which case this is the 6th version.
(Tv Neos: 5 ones before me? 4...3..2.. what are you talking about? There are only 2 possible explanations, either no one told me....)
Neo: ...or no one knows.
Architect: Precisely. As you are undoubtedly gathering, the anomaly is systemic--creating fluctuations in even the most simplistic equations.
(Tv Neos: You can't contol me! I'm gonna smash the wall I'll fuckin kill you! etc..)
Neo: Choice. The problem is choice.
Cut to Trinity vs Agent.
Architect: The first Matrix I designed was quite naturally perfect. It was a work of art...flawless, sublime. And triumphed equally only by its monumental failure. The inevitability of its doom is apparent to me now as a consequence of the imperfection inherent in every human being. Thus. I redesigned it based on your history to more accurately reflect the varying grotesqueries of your nature. However, I was again frustrated by failure. I have since come to understand that the answer eluded me because it required a lesser mind, or perhaps a mind less bound by the parameters of perfection. Thus the answer was stumbled upon by another--An intuitive program, initially created to investigate certain aspects of the human psyche. If I am the father of the matrix, she would undoubtedly be its Mother.
Neo: The Oracle.
Architect: Please (sarcastic). As I was saying, she stumbled upon a solution whereby nearly 99% of all test subjects accepted the program, as long as they were given a choice...even if they were only aware of the choice at a near unconscious level. While this answer functioned, it was obviously fundamentally flawed, thus creating the otherwise contradictory systemic anomaly that if left unchecked might threaten the system itself. Ergo those that refused the program, while a minority, if unchecked would constitute an escalating probability of disaster.
Neo: This is about Zion.
Architect: You are here because Zion is about to be destroyed--its every living inhabitant terminated, its entire existence eradicated.
Neo: Bullshit
(TV Neos: Bullshit! Bullshit! Bullshit!)
Architect: Denial is the most predictable of all human responses, but rest assured...this will be the 6th time we have destroyed it, and we have become exceedingly efficient at it.
Cut to Trinity vs Agent
Architect: The function of the One is now to return to the Source, allowing a temporary dissemination of the code you cary, reinserting the prime program. After which, you will be required to select from the matrix 23 individuals--16 females, 7 male--to rebuild Zion. Failure to comply with this process will result in a cataclysmic system crash, killing everyone connected to the Matrix, which coupled with the extermination of Zion will ultimately result in the extinction of the entire human race.
Neo: You won't let it happen. You can't. You need human beings to survive.
Architect: There are levels of survival we are prepared to accept. However the relevant issue is whether or not you are ready to accept the responsibility of the death of every human being on this world. It is interesting reading your reactions. Your 5 predecessors were, by design, based on a similar predication--a contingent affirmation that was meant to create a profound attachment to the rest of your species, facilitating the function of the One. While the others experienced this in a very general way, your experience is far more specific--vis a vis..love.
Neo: Trinity.
Architect: Appropos, she entered the matrix to save your life, at the cost of her own.
Neo: No...
Architect: Which brings us at last to the moment of truth, wherein the fundamental flaw is ultimately expressed, and the anomaly revealed as both beginning and end. There are two doors. The door to your right leads to the Source, and the salvation of Zion. The door to your left leads back to the matrix, to her and to the end of your Species. As you adequately put, the problem is choice. But we already know what you are going to do, don't we? Already, I can see the chain-reaction--the chemical precursors that signal the onset of an emotion, designed specifically to overwhelm logic and reason--an emotion that is already blinding you from the simple and obvious truth...she is going to die, and there is nothing you can do to stop it.
Architect: Hope. It is the quintessential human delusion, simultaneously the source of your greatest strength and your greatest weakness.
Neo: If I were you, I would hope that we don't meet again.
Architect: We won't.

Sevdiğim Star Wars Karakterleri

Mace Windu:
Üstat Yoda gibi, saygıdeğer bir Jedi Üstadı olan Mace Windu, aynı zamanda Yüksek Konseyin de yüce bir üyesiydi. Bilgeliği ve tecrübesi efsanevi olan Jedi üstadının sözlerinin çok büyük bir ağırlığı vardı.
Cumhuriyet’in son yıllarında Windu, zamanının çoğunu Coruscant’ta ki Jedi Tapınağı’nda geçirmişti. Düzenli olarak Yoda, ve konseyin diğer 10 üyesi ile beraber Güç’ün doğası ve Jedi Şövalyeleri’nin görevleri hakkında görüşmeler yapıyordu.
Windu Jedi felsefesi ve tarihi hakkında iyi eğitilmişti. Güç’e dengeyi getirecek olan seçilmiş kişi ile ilgili eski kehaneti çok iyi biliyordu. Alışılmışın dışında bir Jedi üstadı olan Qui-Gon Jinn Konsey’e bu kehanete uygun bir aday getirdiğinde Windu, kararsız kalmıştı. En sonunda, Qui-Gon’u getirdiği Anakin Skywalker adlı çocuğun Jedi imtihanları için hazırlanmasına razı oldu.
Anakin kayıtlarda ki en yüksek midi-kloryan sayısına sahip olsa ve çok büyük bir potansiyel gösterse de, Konsey ve Windu, çocuğun eğitilmemesinde karar kıldı. Anakin, bir Jedi’nin yaşamına başlayabilmek için çok yaşlıydı. Qui-Gon'un ölümünden sonra, Konsey kararını değiştirerek, Obi-Wan Kenobi’ye, Anakin Skywalker’ı eğitme izni verdi. Fakat Windu halen, bu çocuğun kendi yaşına göre çok kuvvetli ve çok tahmin edilemez olduğunu düşündüğünden kararsız kalmıştı.
Doğuştan diplomasi kabiliyetine sahip olan Windu, kelimelerin her zaman kaba kuvvetten daha çok işe yaradığına inanırdı. Fakat Ayrılıkçı güçlerin galaksiyi bölmesiyle beraber Jedi ustası, en derinden inandığı bazı değerleri sorgulamaya başladı.
Ayrılıkçı Lideri eski Jedi Kont Dooku’nun galaksideki tüm bu vahşetin arkasındaki kişi olamayacağını düşünüyordu. Mace’e göre bunun sebebi, Dooku’nun karakterinde bu kadar çok öfke ve vahşetin bulunmayışıydı.
Obi-Wan Kenobi’den gelen bir istihbarat ile Ayrılıkçılar’ın savaşa hazırlandığını öğrendiğinde Windu, bu durumun müzakere ile halledilemeyeceğini anlamıştı. Yüce Şansölye’ye, Jedi’ların asker değil barışın koruyucuları olduğunu hatırlatmasına rağmen, Klon Savaşları’nın başlamasıyla Jedi’lar kendilerini Klon müfrezelerinin başında savaşırken buldular. Böyle durumlar Usta Windu’yu endişelendiriyordu çünkü her şey çok ani gelişiyordu, ve normelde önsezili olan Jedi’lar hazırlıksızdı. Bir şeyler geleceği gölgelendiriyordu, ve Düzen’in Güç ile olan bağlantısı zayıflıyordu. Galaksinin bir yerinde bir Sith Lordu’nun bulunuyor olması kaçınılmazdı, fakat bir Sith Lordu Güç’te bu kadar dengesizlik yaratabilir miydi?
Geonosis’de ki ilk karşılaşmada Windu, klon birliklerinden önce özel bir Jedi takımı ile arenaya geldi. Kont Dooku tarafından rehin alınmış Obi-Wan Kenobi, Anakin Skywalker ve Padmè Amidala’nın serbest bırakılması için gelmişti. Bu karşılaşmanın devamında nükseden çatışmada Windu, Dooku’nun kiralık kelle avcısı Jango Fett ile karşılaştı. Fett başka Jedi’lar karşısında ölümcül olsa da, Windu için bir düşman bile sayılamazdı. Jedi Ustası, Jango’nun lazer atışlarını kolaylıkla savuşturarak kelle avcısının kafasını hemen uçurdu.
Geonosis’de Klon Savaşları’nın başlaması ile, Windu klon askerlerine liderlik ederek savaşın içine girdi. İlk çatışmadan en azından fiziksel olarak yara almadan çıkan az sayıda Jedi’dan biri olacaktı. Fakat Windu’nun ruhu, geçen senelerle büyük acılar çekti.
Jedi’lar galaksinin sadık koruyucuları olsalar da, cephelerde klonlara liderlik ederek savaşmak, Windu’nun Cumhuriyet’in gittiği yönü sorgulamasına sebep oluyordu. Yıllar geçtikçe devam eden savaş ile, Yüce Şansöyle Palpatine güvenlik adı altında birçok yetki elde ederek, galaktik anayasayı değiştirdi. Endişelenen Windu’nun Palpatine’e olan güvensizliği gün geçtikçe artıyor ve Şansölye’nin Jedi Konseyi’nin kontrolünü ele geçireceğinden korkuyordu.
Palpatine’in bu amaç uğruna attığı ilk adım, Jedi Konseyi’ne kişisel bir temsilci ataması oldu. Şansölye, yakın arkadaşı Anakin Skywalker’ın, kendisini Jedi Konseyi’nde temsil etmesini rica etmişti. Ve Konsey, şaşırtıcı bir şekilde bu ricaya olumlu cevap verdi. Anakin’i, Şansölye’nin hareketlerini gözetlemek için kullanmayı düşüyorlardı. Bu gergin dönemin içinde böyle kritik bir karar verebilmek çok zordu. Windu’nun derin endişeleri vardı – Jedi Ustası, Anakin ve Palpatine’in yakınlaşmasına göz yummanın büyük bir tehlike olacağını hissediyordu.
Ve endişeleri doğru çıktı. Şansölye Palpatine, bunca zaman Jedi’lardan saklanmayı başarmış olan Darth Sidious’un ta kendisiydi. Bu bilgiyi sadıkça Windu’ya götüren kişi Anakin Skywalker olmasına rağmen, Windu genç Jedi’ya halen tam güvenmemekteydi. Mace, Saesee Tiin, Agen Kolar ve Kit Fisto’dan oluşan seçkin Jedi takımı ile Şansölye’yi tutuklamaya gitti. Skywalker da Windu’ya eşlik etmek istediyse de, Windu bunu yasakladı ve bu durum çözülene kadar Anakin’e Konsey binasında kalmasını emretti.
Jedi’lar Palpatine’in özel ofisine daldılar ve Mace Şansölye’yi tutuklama girişiminde bulunduysa da Palpatine harekete geçti. Sakladığı ışın kılıcını çıkararak, masum politikacı kimliğinden çıkan Palpatine, ölümcül Sith Lordu haline büründü. Sidious çabucak Tiin, Kolar ve Fisto’yu öldürerek Windu’yu ana ofis odasına doğru geri çekilmeye zorladı. Bu sırada Windu’nun emrine karşı gelip Konsey binasından kaçmış olan Anakin, olay yerine vardı.
Savunmasız kalan Jedi Üstadı, Sith Lordu’nun öldürücü yıldırımlarına maruz kaldı. Elektrik akımı Mace’in vücuduna girerek, onu deforme etti. Son ve en güçlü yıldırım dalgasıyla vücudu havalanan Mace, kırık ofis penceresinden, Coruscant’ın bilinmeyen yüzeyinde bir yerlere doğru düştüğü sırada çoktan ölmüştü.

Darth Maul:
Bin yılın ardından Sith ler yüzünü acımasız Zabrak ile gösterdi. Saf kötülükle yoğrulmuş bu yaratık efendisi Darh Sidious’a olan büyük bağlılığından dolayı Jedi lardan öç almayı takıntı haline getirmişti.Daha doğrusu bu şekilde yetiştirilmişti.
Maul ilk başlarda, esrarengiz bir saldırgan olarak tanındı. Qui Gon Jinn, Kraliçe Amidala’nın Tatooine’den Coruscant’a olan yolculuğunda eşlik ederken, Darth Maul’un saldırısına uğradı. Qui Gon’ı kurtaran şey, Kraliçe’nin Gemisinin onu tam zamanında almaya gelmesiydi.
Qui Gon, böyle bir saldırıya karşı tamamen hazırlıksızdı ve çok da şaşırmıştı. Sithlerin 1000 yıldır galaksinin hiç bir yerinde görülmediği biliniyordu. Ama saldırganın bir Sith olduğuna dair kanıtlar ortadaydı. Bir Jedi gibi eğitilmişti ve bir ışın kılıcı taşıyordu.
Maul, Darth Sidious’un emriyle Kraliçe Amidala’yı takip etmeye devam ediyordu. Amidala Naboo’ya döndüğünde, Maul oraya çoktan gelmiş ve Jedilarla bir kez daha yüzleşmeye hazırlanmıştı bile.
Maul, iki Jinn ve Kenobi’ye karşı, inkar edilemez yetenek ve kararlılığını kullanarak düelloya girişti. Çift taraflı ışın kılıcını kullanarak, iki Jedi ı da zorlamayı başardı. Jedilar, birbirlerinden ayrı düştüklerinde ise, Maul, Qui Gon’a ölümcül darbeyi indirdi. Kenobi, öfkesine hakim olamayarak, Maul’a saldırdı. Maul, Obi Wan’ın bir an bile olsa karanlık taraf enerjilerini kullanmasından yararlanarak, onu yanıbaşlarındaki derin bir kuyuya itti. Kenobi, Gücün aydınlık tarafının kullanarak kendini sakinleştirdi ve sürpriz bir atakla, Maul’u iki parçaya böldü.
Jedilar ölenin usta mı öğrenci mi olduğu konusunda bilgi sahibi değillerdi. Karanlık yüzünü göstermişti. Sidious’un yeni bir öğrenci bulması fazla uzun sürmeyecekti.

Darth Vader:
Siyah zırhı ve peleriniyle ve iki metreye yaklaşan boyu ile imparatorun hükmetmekteki şeytani gücünü yansıtıyor.
İmparatorun yardımıyla Vader kısa sürede yükselerek İmparatorluğun en korkulan komutanlarından biri olmuştur. Vader zırhının içindeki suni yaşam desteği olmadan yaşayamaz. Bu sistem onun akciğerlerinin ve bir kısım iskeletinin görevini yapar. Fakat tüm bu yaralarına karşı Vader yinede çok güçlü bir savaşçıdır. Amaçlarına ulaşmak için hiç gözünü kırpmadan işkence yapabilir ve güç kullanabilir. Darth Vader kendi askerleri arasında olduğu kadar isyancılar arasında da korku ile anılır.
Vader Jedi şovalyesi olduğu zamanlarda Obi-Wan Kenobi'nin öğrencisiydi Eski Birlik zamanın kadar dayanan öğrencilik yıllarında Vader gücü doğruyu ve adaleti kullanamk için öğreniyordu. Fakat Obi-Wan'ın öğrettikleriyle yetinmeyip gücün karanlık tarafının çekiciliğine kapıldı. Vader efendilerine ihanet etti. Gücünü İmparatorla birleştirip Jedi'leri yok etti ve Yeni Düzen'i Karşıtsız Bıraktı.
Isyancilar Moff Tarkin'in Olum Yildizi'ni yokettiginde Vader'in de patlamada oldugu sanildi ama aksine ozel yapilmis olan gelistirilmis prototip bir savaş gemisiyle hayatta kalmayi basardi. Vader eskisinden daha guclu bir sekilde geri dondu ve Imparatorluk Filosu'nun komutasini alarak Skywalker'i aramaya basladi.
Galaksiyi arastiran binlerce gözcü droid yardimiyla, Hoth gezegenindeki Isyancilarin ussunu buldu. Vader, Hoth gezegeninin istilasini bizzat kendi yonetti ve Luke'un arkadaslarini Bulutlar Şehrinde (Cloud City) esir aldi. Vader onlari Luke' u kendine cekmek icin kullandi. En sonunda istedigi gibi Luke ile Imparatorun Tac Odasinda (Throne Room) karsilasti. Iste iyinin ve kotunun savasi basladi. Bu yanlizca fiziksel bir savas olmadi, Luke bir yandan dovusurken diger bir yandan da babasinin ruhu icin savasti. Ve bir kez daha Gucun dairesi tam olarak tamamlandı.

General Grievous:
Sistemin aç gözlü sanayi kralları ve yasal olmayan sistemleri yaşlanan Galaktik Cumhuriyet’i bırakarak, gizlice kendi kaynaklarını birleştirip, Bağımsız Sistemler Konfederasyonu’nu kurmuşlardı. Mevcut askeri güçleri, askeri bir deha tarafından yönetilmesi gereken, sonsuz sayıda droidden oluşan bir orduydu.
Konfederasyon’un içinden gelen General Grievous, herhangi bir şefkat ya da vicdan duygusundan yoksun, üstün bir strateji uzmanı olarak ortaya çıktı. Ani saldırıları ve etkili seferleriyle korku içindeki Cumhuriyet’te büyük bir şöhrete sahip olmuştu. Konfederasyon’un, savaş sahalarındaki karizmatik ve politik lideri Kont Dooku’yu gölgede bırakmış, düşmanın gerçek yüzü olmuştu.
Et ve metalin hummalı sentezinden oluşan, General Grievous’un vücudu Konfederasyon’un bilim adamları tarafından geliştirilmiş ölümcül bir silahtır. Grievous’un yaşayan parçaları, yapay vücudunun içine eşsiz bir mühendislik ile yerleştirilmiştir. Bu sert zırhın ardında, merhametsiz bir katilin kalbi atmaktadır. Basınçlı bir organ bölmesi, generalin hayati organlarını korurken, kafatası şeklinde ki maskesi de gözlerini ve beynini muhafaza eder. Bu korkutucu birleşimi daha da iğrenç yapan şey, generalin deforme olmuş ciğerlerinden gelen sürekli bir öksürüktür.
Yarı insansı özel kurgulanmış uzaylı droid görünümüne sahip Grievous Jediları spor için avlıyor ve öldürdüğü Jediların ışın kılıçlarını kemerine yaptığı fetihlerin madalyası gibi takıyordu. Alışılmışın dışındaki vücut şekli ve mekanik olarak güçlendirilmiş yapısıyla yakın savaşta üstünlük kazanıyor, staratejik yaratıcılığı ve gerekli durumlardaki kusursuz hileli haraketleriyle Jedilar’a karşı neredeyse yenilmez bir hale geliyordu.
Klon Savaşları’nın sonuna doğru Grievous Cumhuriyet’in kalbi olan Coruscant’a saldırmıştır. Grievous’u gemisi, ardında binlerce savaş gemisiyle Coruscant’a gelmiş, ve gezegenin yörüngesinde inanılmaz bir uzay savaşı yaşanmıştır. Droid orduları başkumandanı General Grievous, Cumhuriyet’in lideri Şansölye Palpatine’i kaçırmayı başarmıştır. Rehinesiyle kaçan Grievous galibiyetini ilan etmiş, ve ünlü Jedi Şövalyeleri Anakin Skywalker ve Obi-Wan Kenobi’nin ışın kılıçlarını koleksiyonuna eklemeyi arzulamıştır.
Skywalker ve Kenobi Grievous’un Ticaret Federasyonu kruvazörüne gizlice sızarak, rehine Şansölyeyi kurtarmış, ve Kont Dooku’yu öldürmüşlerdir. Fakat kısa zaman sonra droid askerleri Jedi’ları köşeye sıkıştırıp, tekrar General’in huzuruna götürürler. Kruvazörün güvertesinde droid muhafızlar ile mücadele edip yenen Jedi’lar yeniden Grievous’a odaklanırlar. Bu sırada Grievous yeterli zamanı bularak güverte camlarından birine elektro-asa atarak camı kırar, ve oluşan kargaşada uzaya kaçar ve pençeleriyle, parçalanmakta olan kruvazörün yüzeyine tutunarak, kaçış kapsüllerine gider.
Böylece Grievous Coruscant’dan kaçarak Ayrılıkçı konseyin toplandığı Utapau’ya kaçar. Burada Klon Savaşları’nın arkasındaki beyin olan Sith Lordu Darth Sidious’tan aldığı emirler doğrultusunda konseyi Mustafar gezegenine taşır. Sidious, ona Dooku’nun ölümü için panik yapmamasını, Darth Tyranus’dan daha genç ve daha kuvvetli yeni bir çırağı olduğunu söyler.
Konseyi Mustafar’a taşıyan Grievous’un kendisi Utapau’da kalır. General Kenobi önderliğinde bir Cumhuriyet kuvveti bu çukurlarla dolu gezegene gelir. Kenobi Grievous’u adalete teslim ederek Klon Savaşlarına bir nokta koymayı amaçlamaktadır. Burada Kenobi, Grievous ile yüzleşir, ve ikili bir ışın kılıcı düellosuna tutuşurlar. Grievous Jedi sanatlarında Kont Dooku’nun kendisi tarafından eğitilmiştir, ve Kenobi’ye 4 adet ışın kılıcı ile saldırır. Kenobi gardını koruyarak, muhteşem bir disiplin sergilemiş, ve generalin dört kolunu da keserek, onu Güç ile iterek etkisiz hale getirmiştir. Silahsız kalan Grievous motortekeriyle kaçmaya çalışır.
General motortekeriyle çukurlarla dolu şehrin sokaklarından fırtına gibi geçmektedir. Kenobi ise yılmadan sadık kertenkele Boga’nın sırtında Grievous’u kovalar. Sonunda Obi-Wan, generale yetişir, ve motortekeri kontrolden çıkıp uçurumun içine yuvarlanan Grievous ile yeniden dövüşmeye başlarlar.
Grievous’un kişisel yıldızvaşçısını saklayan gizli iniş platformu üstünde dövüşen ikilide, bu sefer üstünlük Grievous’tadır, çünkü Kenobi, kovalamaca sırasında ışın kılıcını kaybetmiştir. Jedi’ya acımasız metalik yumruk ve tekmeler savuran Grievous en sonuda onu platformdan aşağı iter. Son anda platformun kenarına tutunan Kenobi Güç ile Grievous’un yerdeki lazer tabancasını eline doğru çeker.
Grievous tam öldürücü darbeyi vuracakken Kenobi lazer tabancasını ateşler. Lazer atışları generalin organ kutusunu kırarak, koruyucu sıvıları ateşe verir. Grievous’un hayati organları yağlı bir parlaklık ile infilak eder ve maskesinin göz yuvalarından ateşler püskürür.
Grievous’un artık içi boş ve yaşamsız olan zırhı platforma kapaklanır. Artık zırhın içinde ne nefret, ne de yok etme içgüdüsü vardır.
Padme Amidala Naberrie:
Naboo’nun genç yöneticisi, Padme Naberrie olarak doğmuş, kraliçe olunca Amidala ismini almıştır.
Amidala çok küçük yaşlardan itibaren yeteneklerini sergilemeye başlamış ve çok iyi bir eğitim almıştır. Halk hizmetine büyük bir ilgisi vardır ve bu yüzden Göçmen Yardım Hareketine henüz bir çocukken katılır. 8 yaşındayken, Kanun koyucu kurula kabul edilir ve 11 yaşındayken kuruldaki çıraklardan biri olur. 14 yaşındayken ise Naboo Kraliçesi seçilir. Naboo’nun Ticaret Federasyonu tarafından işgali sırasında, Neimoidianlılar, kolay pes etmeyen Amidala’yı işgali yasallaştıracak bir anlaşmayı imzalamaya zorlarlar. Amidala reddeder ve bir esir kampına gönderilmeye mahkum olur. Kapma giderken, Jedi elçileri Qui Gon Jinn ve Obi Wan Kenobi tarafından kurtarılır. Jedilar, kraliçeyi, senatoda konuşması ve Senatör Palpatine’in yardımını alması için Coruscant’a götürmeye karar verir.
Coruscant’a vardıklarında Amidala, Ticaret Federasyonunun politik manevraları sayesinde isteklerinin dikkate alınmadığını görünce, galaktik politikanın yetersizliklerine tanık oldu. Senatör Palpatine’in tavsiyesiyle, Amidala, Yüce Başkan Valorum için güvensizlik oyu istedi. Senato bürokrasisinden bıkan Amidala, Naboo’ya döndü. Gezegeni kurtarmak için yerli Gunganlardan yardım istedi. Naboo Savaşı sırasında, kendi sarayına sızdı ve Neimoidian Valisi Nute Gunray’I işgali sona erdirmeye zorladı. Orduları yenilgiye uğrayan korkak Neimoidianlılar, teslim oldular ve Naboo tekrar özgürlüğüne kavuştu.
Amidala Naboo’nun yöneticisi olmasına rağmen, çok sayıda danışmanı ve yardımcısı bulunmaktaydı. Sio Bibble, Naboo Valisi görevini üstlenirken, Yüzbaşı Panaka, Amidala’nın kraliyet muhafızıydı. Ric Olie ise Kraliçenin Kraliyet Yıldız Gemisi’nin kaptanı ve aynı zamanda Bravo Uçuşunun da lideriydi.
Amidala’nın yardımcıları arasındaki belki de en önemli grup beş adet nedimesiydi. Sache, Yane, Rabe, Sabe ve Eirtae,k, Kraliçe’ye yalnızca elbiseleri, saç stilleri ve makyajı ile yardım etmekle kalmayıp, aynı zamanda kendini koruma konusunda da eğitim almışlardı. Tehlike anında Kraliçe Amidala, nedimelerinden biri yerine geçiyor ve Padme ismini kullanıyordu. Bu durumda Sabe, Kraliçenin yerini alıyordu.
Görev süresi sona erdiğinde Amidala, halk onun daha uzun sure hizmet verilmesi için yasada yapılacak bir değişikliği desteklemesine rağmen, yasaya göre davranarak Kraliçelik görevini bıraktı. Kişisel hayatına konsantre olmaya hak kazanmasına rağmen, Amidala, halka hizmet vermeye devam etti. Yeni kraliçe Jamillia’nın isteği üzerine, bir zamanlar Palpatine tarafından yürütülen Naboo Senatörü görevini devraldı. Büyük sarsıntılar geçiren galakside, korkusuz davranışları, Senatoda çoğu zaman mantığın ve gerçekçiliğin sesi olarak parladı.
Cumhuriyeti tehdit eden Ayrılıkçı hareketin güçlenmesiyle, Amidala, krize barışçı bir çözüm getirmeye çalışan bir kaç kişi arasına girdi. Bazı senatörler Cumhuriyeti korumak için bir askeri güç yaratılmasına çalışırken, Amidala, Askeri Güç Yaratılması hareketine karşı geliştirilen hareketin başına geçti.
Askeri Güç Yaratılması oylaması gününde, Amidala’nın gemisi Coruscant’a vardığı anda saldırıya uğradı. Nedimelerinden Corde dahil olmak üzere yedi kişinin öldüğü saldırının arkasında Naboo aylarındaki uzay madencileri olduğu düşünülürken, Amidala, esas sorumlunun Ayrılıkçıların lideri Kont Dooku’nun olduğuna inanıyordu. Gerçekte, sorumlu, Naboo’nun genç senatörünü sonsuza kadar susturmak için kelle avcılarını kiralayan Nute Gunray’di.
Yüce Başkan Palpatine’in isteği üzerine Amidala, Jedi Şövalyerinin koruması altına alındı. Amidala böylece, 10 yıldır görmediği Obi Wan Kenobi ve onun öğrencisi Anakin Skywalker’la tekrar biraraya gelmiş oldu. Bu sırada, Kelle Avcısı Zam Wesell tarafından gerçekleştirilen ikinci bir suikast girişimi, Amidala’nın içinde bulunduğu tehlikenin ne kadar büyük olduğunu ortaya koydu.
Anakin, Padme’yi korumak amacıyla Naboo’ya götürürken, Jedilar da saldırıları araştırmaya karar verdiler. Naboo’nun güzel Göller Bölgesinde, baş başa kalan Anakin ve Padme, 10 sene önceki arkadaşlıklarını hatırlamakla kalmayıp, birbirlerine aşık oldular.
Bu ikisi içinde yasak bir aşktı. Jedi kurallarına göre Anakin, romantik bir ilişkiye başlayamazdı, Padme’nin ise kariyerine odaklanması gerekiyordu. İki tarafın da çok kuvvetli duygularına rağmen, Padme, gerçekçi olmaya çalışarak, Anakin’in birlikte olma çabalarını geri çevirdi.
Anakin’in canını sıkan yalnızca Padme’ye olan aşkı değildi. Annesiyle ilgili korkunç kabuslar görüyordu. Daha fazla dayanamayan Anakin, Padme’yi de yanına alarak, başının dertte olduğuna inandığı annesi Shmi Skywalker’ı bulmaya Tatooine’e döndü.
Anakin, annesini ölmek üzereyken buldu ve ona işkence yapan Tusken Raiderları öfke içinde katletti. Padme’nin yanına döndüğünde ise utanç ve umutsuzluk içinde yaptıklarını itiraf etti. Anakin’in üzüntüsü Padme’nin ona karşı duyduğu sempati ve şefkatin artmasına sebep oldu. Kısa sure sonra Anakin ve Padme, Ayrılıkçılar tarafından ele geçirilen Obi Wan’ı kurtarmak üzere Geonosis’e doğru yola çıktı. Padme, diplomatik yeteneklerini kullanmayı planlıyordu ama Geonosianlılar ikisini de ele geçirdi. Casusluk suçlamasıyla yargılanan Amidala ve Anakin, idama mahkum edildi.
Ölümle yüzyüze gelen Padme, duygusal bariyerlerini indirerek, Anakin’e olan aşkını itiraf etti. Bunun ardından ikili, Obi Wan’ın yanında idam edilecekleri arenada yerlerini aldı ve üç ölümcül canavarla savaşmak zorunda kaldılar. Padme, yırtıcı Nexu’dan aldığı bir yaraya rağmen, cesaretle savaşarak, ölümünü bekleyenleri hayal kırıklığına uğrattı.
Bu gösteri once Jedi güçlerinin gelmesiyle, daha sonra da Klon Savaşlarının başlamasıyla kısa kesildi. Cumhuriyet ordusunun kurulmasına ilk başta itiraz etmesine rağmen, Padme, Ayrılıkçılara karşı, yeni yaratılmış klon askerleriyle savaştı.
Geonosis Savaşından sonra Anakin, Padme Amidala’yı tekrar Naboo’ya götürdü. Orda, yasak aşlarının başladığı göller bölgesinde yalnızca C-3PO ve R2-D2’nun şahit olduğu bir törenle evlendiler. Bundan sonra ise galaksiyi ve Amidala’yı çok karanlık günler beklemekteydi.
Amidala, gizlediği kocasının ilerleyen kariyeri yüzünden sürekli zor durumda kalsa da, Senato’ya sadakatle hizmet etmeye devam etti. Anakin Cumhuriyet’in her tarafında bilinen bir savaş kahramanı olmuştu, ve insanlar onun yaptığı şeyler karşısında büyülenip sevgi gösterileri yapsalar da Padmè, kocasının hayatı için çok endişeleniyordu. Kaçamak geçirebildikleri kısıtlı süre çok yetersiz gibi geliyordu. Savaş, Coruscant’tan çok uzakta olan Dış Halka’da yoğunlaştığından, Padmè Anakin’i çok az görebiliyordu. Dış Halka kuşatmaları bittiğinde, Padmè’nin Anakin’e verecek harika haberleri vardı: Anakin, baba oluyordu.
Savaşla geçen bu yıllar içinde Cumhuriyet’te de değişimler oluyordu. Ayrılıkçılarla belirli cephelerde daha iyi mücadele edebilmek için, Şansölye Palpatine güvenlik adı altında çok sayıda olağan üstü yetki elde etmiş ve Senato’daki bir kısım savaş karşıtı politikayı tamamen ortadan kaldırmıştı. Yozlaşmış politikacılardan bir çoğu bu güç dengesi değişimini, ve Palpatine’in kazandığı yetkileri tepkisiz karşılamışlardı. Fakat Padmé, Palpatine’in hareketlerinden büyük rahatsızlık duyan birkaç idealist Senatör’ün uzlaşma noktası olmuştu. Hukuk kuralları çerçevesinde diplomatik bir çözüm düşünen Padmé, 2,000 kişilik bir Senatör Delegasyonu toplayarak, Palpatine’in hükmüne karşı bir ses oluşturmayı planlamaktaydı.
Obi-Wan Kenobi ile Mustafar gezegenine giden Padmè, Anakin’i burada tekrar Güç’ün aydınlık tarafına geçirmeye çalıştı. Fakat Anakin’in kendisine karşı kullandığı Sith Boğma Gücü ile kendini kaybetti. Kenobi, Anakin’i yendikten sonra Padmè’yi Polis Massa’da ki sağlık merkezine götürdü. Burada doktorlardan oluşan bir ekip Padmè’nin hayatını kurtarmaya çalışsalar da bu çabalar nafileydi. Padmè, Anakin’in çocukları Luke ve Leia ikizleri doğurarak üzgün bir şekilde yaşamını yitirdi. Son nefesinde Obi-Wan, Anakin’in içinde halen iyilik olduğunu söyleyerek onu rahatlatmaya çalışıyordu.

En izlenesi filmler şunlar;

  • The Godfather (1972)
  • Fight Club (1999)
  • Cruel Intentions(1999)
  • Pulp Fiction (1994)
  • Star Wars: Episode V - The Empire Strikes Back (1980)
  • Star Wars (1977)
  • The Usual Suspects (1995)
  • The Silence of the Lambs (1991)